Ezel

Ömer iyi çocuktu. Ama fena bir kusuru vardı. İnsanlara fazla güveniyordu. Sırf seviyor diye, onları tanıdığını sanıyordu. Eğer geriye dönüp söyleyebilsem, söylerdim: Ömer derdim, “Her ihanet sevgiyle başlar!”

İşte, hikâye de esasen Ömer’in uğradığı ihanetle başladı. Askerden yeni gelen Ömer, büyük aşkı Eyşan ile evlilik hayalleri kuruyordur. Onun bu süre zarfındaki en büyük destekçileri ise kan kardeşi Cengiz ve mahallenin bıçkın delikanlısı Kerpeten Ali’dir. Tabii Ömer nereden bilebilirdi, kader birliği yaptığı insanların, onun canını okuyacağını! En mutlu gecesinde, Eyşan’a evlilik teklif edeceği o özel günde, polis tarafından yaka paça alıkonulan Ömer, artık sonun başlangıcındaydı. En yakını bildiği Eyşan, Cengiz ve Ali’nin oyununa gelmiş, uzaktan yakından alakası olmayan kumarhane soygunu ve cinayet onun üzerine yıkılmıştı. Ömer artık yaşarken mezara girmiş bir adamdı. Merak ettiği ise tek bir şey vardı: “Niye!”

Ezelin Konusuİşte, tam bu süre zarfı içerisinde, hapishanede ölümü beklediği zamanlarda bir el uzanmıştı ona. Bilge mi bilge, kudretli mi kudretli… Artık Ömer için bambaşka bir adam olma, intikam ateşiyle yanıp kavrulmanın tam vaktiydi. Ramiz Karaeski onu düştüğü delikten çıkarmaya kararlıydı çünkü. Yıllar geçti, Dayı ona birçok kitap verdi, oyun oynamasını öğretti, hayata farklı bir bakış açısından yaklaşmayı öğütledi. Ömer geliştikçe gelişti, içindeki intikam ateşi kavruldukça kavruldu. Günün birinde ise hapishaneye düzenlenen şafak operasyonu, onun acılarından bambaşka birinin doğacağının habercisiydi.

Ömer, ona kafayı takan Dursun Gardiyan tarafından ölmekten beter edilmiş, yüzü paramparça hale getirilmişti. Ancak Ramiz Karaeski onun elinden tutmuştu bir kere, bırakmaya da hiç niyeti yoktu. Dayı Ömer’i aldı, “Ben sen iyi ederim yeğen” dedi. Ona bambaşka bir yüz, bambaşka bir kimlik verdi. Artık Ömer, değişmişti. O masumane bakan gözleri dışında her şeyi değişmişti. Daha da önemlisi, artık özgürdü ve intikamı için istediği planı rahatlıkla yapabilirdi.

Acele etmedi. 2005’te hapishaneden dışarı çıktığından itibaren ilmik ilmik kurdu planını. Büyüdü, zenginleşti, kendini geliştirmeye devam etti. Bu arada çok da iyi bir kumarbaz oldu. Ve takvimler 2009’u gösterdiğinde hazırdı. Artık intikamı için, ona ihanet edenlerin karşısına çıkabilirdi. Ancak olaylar hiç de sandığı kadar kolay gelişmeyecekti. Evet, o artık acımasız ve her şeyi ince ince hesaplıyordu. Ama içinin bir kısmı hala vicdanlı Ömer’i taşıyordu. Uzun bir yol olacaktı. Ama kararlıydı, ona bu kötülüğü edenlerden intikamını alacaktı.

Bu süre zarfı içerisinde birçok yeni bilgiye vakıf oldu. En başta olayların arkasındaki Yakışıklı Serdar’ı tanıdı. İntikamına onu da dâhil etti. Bahar’ı tanıdı; bu tertemiz kadını olayların dışında tutmak için çabaladı. En önemlisi, kendi intikamından daha büyük oyunlar döndüğü anladı. Ona yeni hayatını veren Ramiz Karaeski’nin can düşmanı Kenan Birkan’ın karşısına dikildi. Artık işler rayından çıkmıştı bir kere. Zeki olduğu kadar da acımasız olması gerekiyordu. Öyle de oldu.

Kendi intikamı için çıktığı macera, her bir bölümde bambaşka bir maceranın içine attı izleyenlerini. Ancak genel hatlarıyla baktığımızda, ilk sezonda kendi adaletini sağlamak için çırpınan ve eski dostlarıyla hesabını kapattıktan sonra, ikinci sezonda Dayı’nın intikamı için attı kendisini ortaya. İkinci sezonda düşman daha büyüktü. Kenan Birkan gibi acımasız, gaddar ve eli kanlı bir adamdı. Ancak her şeyi hesaba katan zekası, Ramiz Karaeski’nin karşısındaki tir titreten gücü birleştiğinde, onların önünde durmak da epey zor olacaktı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.