Tıp dünyasında önemli bir gelişme yaşandı. Yapılan yeni araştırmalar, solunum yolu enfeksiyonlarına neden olan Respiratuar Sinsityal Virüsün (RSV), kanser hücrelerinin yayılmasını yavaşlatabileceğini gösteriyor. Bu konuyu ele alan Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Onkoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Uğur Coşkun, elde edilen bulguların dikkat çekici olduğunu ancak verilerin doğrudan tedavi yöntemleri için yeterli olmadığını belirtti.
ABD’de Proceedings of the National Academy of Sciences dergisinde yayımlanan çalışmada, RSV virüsünün hafif soğuk algınlığı ve ateş gibi semptomlardan, daha ciddi durumlar olan zatürre ve bronşite kadar geniş bir yelpazede hastalıklara yol açtığı belirtildi. Araştırma, RSV’nin kanser hücrelerinin akciğerlere tutunmasını ve çoğalmasını engelleyerek, kanserin yayılmasını yavaşlatabileceğini ortaya koydu.
Prof. Dr. Coşkun, bu çalışmanın sonuçlarını değerlendirirken, “Yapılan araştırmalarda, solunum yolu enfeksiyonlarının kanser hücrelerinin yayılması üzerinde koruyucu bir etki yaratabileceği gözlemlenmiştir. Fare modeli kullanılarak gerçekleştirilen bu çalışmada, RSV’ye maruz kalan farelere daha sonra meme kanseri hücreleri enjekte edilmiş ve sonuçlar sağlıklı farelerle karşılaştırılmıştır. RSV’li farelerde kanser hücrelerinin akciğerlere tutunması ve çoğalması zorlaşmış, bu da daha az metastatik tümör oluşumuna sebep olmuştur,” şeklinde konuştu.
Çalışmanın önemli bulgularından biri, viral enfeksiyonlar sırasında vücudun “tip I interferon” adı verilen savunma proteinleri üretmesi. Bu proteinler, virüslerle mücadele etmekle birlikte kanser hücrelerinin akciğere yerleşimini de zorlaştırıyor. Ayrıca, interferonların Galectin-9 isimli proteinin seviyelerini artırarak, kanser hücrelerinin akciğere yerleşmesini engellediği tespit edilmiştir.
Prof. Dr. Uğur Coşkun, “Bu bulgular, viral enfeksiyonların ve tip I interferonların akciğer ortamını kanserin yayılmasını engelleyecek şekilde dönüştürebileceğini ve yeni anti-metastatik tedavi yöntemlerinin geliştirilmesinde kullanılabileceğini göstermektedir. Ancak, mevcut verilerin doğrudan tedavi amaçlı uygulanması şu an için mümkün görünmemektedir. Daha fazla insan üzerinde araştırmalar yapılması ve enfeksiyon mekanizmalarının daha derinlemesine incelenmesi gerekmektedir,” dedi.
Bu umut verici sonuçlar, tıp dünyası için yeni ufuklar açarken, araştırmaların devam etmesi gerektiği vurgulanıyor.